Archive for the 'boyraz' Category

Temmuz
16th 2010
Pratik Bilgiler

Posted under boyraz

1) Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vidayı takmadan önce, vidanın gireceği deliğe renksiz oje damlatın. Vidayı öyle takın.

2) Satın aldığınız ayakkabılar ayağınızı sıkıyor ise onları bir kaç dakika buhara tutun.

3) Makasınızı bilemek istiyorsanız, zımpara kağıdı kesin.

4) Halıdaki sigara yanıklarından kurtulmak için, yanık yerler üzerinde zımpara kağıdı ile dairesel hareketler yapın.

5) Mobilyaların yerlerini değiştirdiğinizde halıların üzerinde iz bırakır. Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin.

6) Fermuarlı giyeceklerinizi çamaşır makinesine koymadan önce kapalı olup olmadığını kontrol edin. Açıksa zedelenebilirler.

7) Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun. Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.

8) Satın aldığınız plastik ve cam eşyaların üzerine yapıştırılan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün, 15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayıp yıkayın. Üzerinde hiç bir leke ve çizilme oluşmayacaktır.

9) Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi kısaltmak için ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.

10) Bez pabuçların temizlenmesi sorun oluyorsa pabuçları bir yastık kılıfının içerisine koyun. Kılıfın ağzını kapayın ve çamaşır makinasında yıkayın. Yeni gibi olacaklardır.

11) Buz kalıplarınızı su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve dilediğiniz meyve parçacıkları yerleştirirseniz dekoratif buzlar elde etmiş olursunuz.

12) Eğer ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onları kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şişmeyecektir.

13) Eğer ayaklarınız çok hassas ise, sıcak havalarda şikayetleriniz artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyağı ile ovalayın.

14) Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suda bekletin, sonra yıkayın.

15) Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız, bir dilim limonla ovun.

16) Yeni bir tava satın aldığınızda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatın. Bu işlem ilerde kızartmalarınızın tavaya yapışmasını önleyecektir.

17) Cevizle dost olun. İçindeki yağ beyin hücreleri için çok yararlıdır. Kan şekerini düşürdüğü için seker hastalarına da uzmanlar tarafından tavsiye edilir.

18) Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın. Böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.

19) Kızartma yağını bir kaç kez kullanabilirsiniz. Kullanılır durumda olup olmadığını anlamak için kızgın yağın içerisine bir dilim ekmek atın. Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

20) Cevizlerin kabuklarını kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dağılmayacaktır.

21) Unun böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defne yaprağı koyun.

22) Fırında patates yapmadan önce 10-15 dakika haşlayın ve çatal ile delin. Daha kolay pişecektir.

23) Büyük miktarda patatesiniz var ise torbanın içerisine bir adet elma koyun. 8 hafta boyunca filizlenmesini ve büzüşmesini önler.

24) Kullanılmış limon kabuklarını rendeleyip şeker ile karıştırın. Kavanozun içerisinde buzdolabında uzun bir süre saklayabilirsiniz. Böylece pasta yaparken elinizin altında hazır bulunur.

25) Kabarık bir omlet yapmak istiyorsanız, bir çorba kaşığı suyun içerisine bir çay kaşığı mısır unu karıştırın. Hazırladiğınız karışımı yumurtaya ilave edin.

26) Sarımsaklarınızı her zaman elinizin altında hazır bulundurmak istiyorsanız kabuklarını soyduktan sonra bir kavanoza doldurup üzerine zeytinyağı koyarak muhafaza edebilirsiniz. Ayrıca bu yağ yemeklerinize, salatalarınıza ayrı bir lezzet katacaktır.

27) Peyniri kolay rendelemek için 15 dakika buzlukta bekletin.

28) Bisküvileriniz yumuşamışsa onları birkaç dakika fırınlayın.

29) Çekmeceleri içini boşaltmadan temizlemek istiyorsanız, elektrik süpürgesinin ucuna ince bir çorap geçirin.

30) Fırında tavuk kızartacağınız zaman üzerine koyduğunuz baharatlardan içine de koyun. Böylece daha lezzetli olur.

31) Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç, salçanızı (sosunuzu) tatlandıracaktır.

32) Mantarların daha lezzetli olması için pişirmeden önce üzerlerine biraz tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin. Daha sonra pişirin.

33) Fırında tavuk kızartacağınız zaman bir limonu ikiye bölün, yarısını tavuğun üzerine bastırarak iyice sürün. Diğer yarısını ise tavuğun içerisine yerleştirin. Tavuğunuz nar gibi kızaracaktır.

34) Soğan, sarımsak kesmeden önce parmaklarınıza limon suyu sürerseniz istemediğiniz kokulardan kurtulmuş olursunuz.

35) Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içerisine bir iki dal maydanoz atın.

Cevizlerin kabuklarını kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dağılmayacaktır.
Unlarınızın böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defne yaprağı koyun.

Yumurtaların haşlanırken çatlamaması için, kaynatma suyuna bir çorba kaşığı sirke koyun.

Fırında patates yapmadan önce , 10-15 dakika haşlayın ve çatal ile delin. Daha kolay pişecektir.

Büyük miktarda patatesiniz var ise torbanın içerisine bir adet elma koyun. 8 hafta boyunca filizlenmesini ve büzüşmesini önler.

Patateslerinizi kuru ve serin bir yerde saklayın.

Kullanılmış limon kabuklarını rendeleyip şeker ile karıştırın. Kavanozun içerisinde buzdolabında uzun bir süre saklayabilirsiniz. Böylece pasta yaparken elinizin altında hazır bulunur.

Kabarık bir omlet yapmak istiyorsanız, bir çorba kaşığı suyun içerisine bir çay kaşığı mısır unu karıştırın. Hazırladığınız karışımı yumurtaya ilave edin. Böylece kabarık bir omlet yapmış olacaksınız.

Sarımsak doğrarken bıçağa yapışmasını istemiyorsanız, kesme tahtasına biraz tuz serpiştirin.

Yeni bir yemek tarifi denerken, yemek kitabınızı şeffaf bir torbanın içerisine geçirirseniz, onu kirletmemiş olursunuz.

Eğer tencere kapağınızın tutucağı kırıldıysa onun yerine şarap mantarı geçirebilirsiniz. Böylece hem tutacak görevi yapacak, hem de izalasyon.

Hazırladığınız soslarda harika tatlar oluşturmak için soya ve susam yağı kulanabilirsiniz. Ancak bu yağların yüksek ısıda pişirilmesi doğru değildir.

Pasta yaparken katı yağ kullanacaksnız onu rendenin kalın tarafı ile rendelemeyi deneyin. Küçük parçalar haline gelen margarin daha kolay işlenir.

Sarımsaklarınızı her zaman elinizin altında hazır bulundurmak istiyorsanız kabuklarını soyduktan sonra bir kavanoza doldurup üzerine zeytinyağı koyarak muhafaza edebilirsiniz. Ayrıca bu yağ yemeklerinize, salatalarınıza ayrı bir lezzet katacaktır.

Peyniri kolay rendelemek için, 15 dakika buzlukta bekletin.

Bisküvileriniz yumuşamışsa onları birkaç dakika fırınlayın.

Eğer galeta ununuz bittiyse ve ekmeğiniz de yoksa mikser ya da blenderdan geçireceğiniz kornfleksler aynı işlemi görecektir.

Fırında tavuk kızartacağınız zaman üzerine koyduğunuz baharatlardan içine de koyun. Böylece daha lezzetli olur.

Sert et etlerinizi eşit miktarda sirke ve sıvı yağ içerisinde bekletin. Yumuşadığını göreceksiniz.

Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç salçanızı (sosunuzu) tatlandıracaktır.

Mantarların daha lezzetli olması için pişirmeden önce üzerlerine biraz tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin. Daha sonra pişirin.

Fırın torbasında tavuk pişirirken; malzemeleri doldurduğunuz fırın torbasının üzerine bir kaç delik açın. Böylece daha çabuk ve iyi pişer. Ayrıca fırın torbasının içerisine bir kaç diş sarımsak koyarsanız lezzetine doyum olmaz.

Fırında tavuk kızartacağınız zaman bir limonu ikiye bölün, yarısını tavuğun üzerine bastırarak iyice sürün. Diğer yarısını ise tavuğun içerisine yerleştirin. Tavuğunuz nar gibi kızaracaktır.

2 Çorba kaşığı yoğurdu, sulandırılmış 1 çorba kaşığı salçayı ve birazda zeytinyağını derin bir kabın içerisinde karıştırın. Fırına koymadan önce tavuğun her tarafına sürün. Çok daha lezzetli olacaktır.

Satın aldığınız havucun yapraklarını atmayın, salatalarınızda kullanın. Çünkü bu yapraklarda kemik erimesini önleyen kalsiyum bol miktarda bulunur.

C vitamini ısı ile çok çabuk kaybolur. Bunun için C vitamini içeren sebze ve meyveleri fazla bekletmeden taze olarak tüketin.

Hazırladığınız kekin ortasına malzeme koyacağınız zaman bıçak ile kesmenize gerek yok. Dikiş ipliğini kekin etrafına gerip dikkatlice çektiğiniz zaman düzgün bir şekilde kesildiğini göreceksiniz.

Hazırladığınız kekin, fırında pişirken çökmemesi için hamuru kalıbı ile birlikte fırına koymadan önce 20 dakika kadar dinlendirin.

Satın aldığınız kültür mantarlarını kese kağıdında ağzı kapalı olarak buzdolabının sebze bölümünde saklıya bilirsiniz. En az 2-3 gün tazeliklerini kaybetmezler. Mantarları hiç bir zaman plastik torbada muhafaza etmeyin çünkü yapış yapış olurlar.

Tencerede kalan soslu makarnayı ısıtmak çoğu kişiye zor gelir. Çünkü tencerenin dibi tutar yada alt tarafı ısınır üzeri soğuk kalır. Makarna kabını kaynar su dolu tencerenin içerisine koyun (benmari usulü) bir süre ocak üzernde bekletin. Böylece makarnanız kolayca ısınacaktır.

Yumurta yüksek ısıda sülfirikasit çıkaran bir besin olduğu için on dakikadan fazla haşlamayın.

Hamur açarken merdane yerine içi buz gibi su dolu bir şişeyi deneyin. Hamurunuzun daha kolay açıldığını göreceksiniz.

Pişirdiğiniz sebzelerin renklerini kaybetmemesi için bir kesme şeker yada limon suyu koyun.

Hazırladığınız omletin tavaya yapışmaması için, önce tavayı ocağa koyup iyice ısıtın sonra yağı döküp kızdırın. Daha sonra karışımı tavaya alın ve ocağın altını kısın.

Kesilmiş ve açık havada kalmış soğan zararlıdır. Kullanmadığınız soğan parçalarını saklamayın.

Kavanozdaki hardal kurumaya başladıysa içerisine birkaç damla limon suyu yada sirke ile toz şeker ilave edin iyice karıştırın.

Buz kalıplarınızı su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve dilediğiniz meyve parçacıkları yerleştirirseniz dekoratif buzlar elde etmiş olursunuz.

Çok miktarda alkollü ve alkolsüz kokteyller hazırladığınızda onlardan bir miktarını buz kaplarına yerleştirin. Kokteyllerin içerisine bunları kullanın. Böylece sulanıp tatlarını kaybetmeyeceklerdir.

Uzun süre saklanan kuru soğanlar filizlenmeye başlar ve tazeliğini yitirerek çürür. Kuru soğanları kese kağıdına sardıktan sonra buzdolabının sebze bölümünde muhafaza ederseniz çürüyüp bozulmasını önlemiş olursunuz.

Katı yumurtayı parçalamadan kesmek için kullanacağınız bıçağı önceden sıcak suyun içerisine koyup ıslatın ve kesin. Dağılmayacaklardır.

Kızartma yağını bir kaç kez kullanabilirsiniz. Kullanılır durumda olup olmadığını anlamak için kızgın yağın içerisine bir dilim ekmek atın. Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

Akşamdan artan pirinç pilavını ısıtıp yemeği sevmiyorsanız, onu çorbalarınızda değerlendirebilirsiniz.

Kızarttığınız tavuğun tekrar ısıttığınızda lezzetini kaybetmesini istemiyorsanız tavuk parçalarını bir süzgece koyun. Tencerenin içerisinde su kaynatın ve süzgeci üzerine oturtun. Buharda ısıtılan tavuk lezzetinde hiçbir şey kaybetmeyecektir.

Makarnanızı soğuk suyun altından geçirmeniz gereken yegane zaman onu soğuk olarak servis yapacağınız zamandır. Yada üzerine kaynar bir sos döküp anında servis yapacağınız zamandır. O zaman pişirme sürecini durdurmak için soğuk suyun altında gezdirin ve suyunu iyice süzün.

No Comments »

Temmuz
4th 2010
Evliliğe mi, savaşa mı gidiyorsunuz?

Posted under boyraz

Evliliğe mi, savaşa mı gidiyorsunuz?

Evlenmek niyetiyle görüşmeye gelmişlerdi. Delikanlı, genç kızı, şöyle bir süzdü ve sessizce düşündü: “Güzel kız fena değil. Ama biraz kendini beğenmiş. Acaba bu hali devam eder mi? Ya ederse? O zaman bununla yaşanmaz. Ben dayanamam ukala bir kadına, kadın dediğin biraz uysal olmalı… Neyse canım, hele bir evlenmeyi kabul etsin. Ben onu değiştirmeyi bilirim.”

Genç kız da simasının ortasına sinsi bir tebessüm kondurdu. “Fena çocuk değil. İşi de yerinde. Rahat bir hayat yaşarım. Lâkin biraz ‘dediğim dedik’ gibi. Acaba buna, sözümü dinletebilir miyim? Aman canım, düşündüğüm şeye bak. Evlenelim de ben onu mum gibi yapmasını bilirim.”

Ve “değişim savaşı”nın imzaları alkışlar arasında atılır. Ayaklar birbirini ezmek için yarışır. “Bal/ayının” tatlı meltemi yerini yavaş yavaş kuzey rüzgârlarına bırakır.

Genç adam, sabah işe gitmeden eşini uyandırmaya çalışır: “Ben hazırlanırken sen de kahvaltı hazırlayabilir misin?” Genç kadın uyumaya devam eder. “Hayatım, geç kalıyorum haydi uyan.” Genç kadın sağından soluna dönerek, “Sabahın bu saatinde de kalkılmaz ki? İşyerinde bir tostla çay alırsın.” der. “Allah! Allah! Ben akşama kadar çalışacağım, sen bir kahvaltı hazırlamaya zorlanıyorsun.” “Ama çok uykum var.” “Benim de uykum var ama kalkıp işe gitmek zorundayım.” Kadın istifini bozmaz, kapıyı çarpıp çıkarken “Can çıkmayınca huy değişmezmiş.” diye söylenerek işe gider genç adam.

Başka bir gün. “Hayatım, bugün yemek yapamadım. Dışarıya çıksak diyorum.” “Yine mi? Ama çok yorgunum, şöyle evimde dinlenmek istiyorum. Dışarıya hafta sonu gideriz.” “Annem haklıymış. ‘Bu adamı değiştiremezsin’ demişti de inanmamıştım.”

Kimse ‘ben onu değiştiririm’ demesin

Birbirini değiştirme hayaliyle kurulan bir aile tablosu bu. Her iki taraf da “Acaba eşimi nasıl mutlu ederim?” yerine “Nasıl değiştiririm?” sevdasında. Daha doğrusu “güç savaşında”. Oysa eşler güçlerini” değişim savaşı”nda tüketmek yerine mutluluğu yakalamak yolunda sarf etmeli. Evlilik, “Ben seni adam ederim” yerine “ben seni mutlu ederim” düşüncesi üzerine kurulmalıdır.

O zaman evin pencerelerinde mutluluk meltemi eser. Saksılarında huzur çiçekleri açar. Odalarında şen kahkahalar çınlar. Eşler, birbirini mutlu etmek için yarışır. Planlar, “onu nasıl değiştiririm” yerine “onu nasıl mutlu ederim” üzerine yapılır. Mürebbiye gibi değil, psikolog gibi davranılır. “Değişim savaşı” vererek ne kendisini tüketir ne de eşini.

Aksi halde kadın “dırdırcı”, erkek “baskıcı” mutluluksa “toz-duman” olur. Bu sebeple, evlenecek gençler, ruhen uyum sağlayabilecekleri kişileri seçmelidir. “Ben onu değiştiririm” diye düşünerek başlıyorlarsa, boşuna evlerini dayayıp döşemesinler. Silahlarını yağlasın, kelime mermilerini yığsın, savaş yerlerini belirleyip sığınaklarını hazırlasınlar. Gelin arabasının arkasına da “Evleniyoruz mutluyuz” yerine “Evleniyoruz savaşa gidiyoruz” diye yazmayı unutmasınlar.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1002434&title=evlilige-mi-savasa-mi-gidiyorsunuz

2 Comments »

Nisan
21st 2010
Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?

Posted under boyraz

Daima düşünceliydi.Susması konuşmasından uzun sürerdi.Lüzumsuz yere konuşmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı.
Dünya işleri için hiç kızmazdı. Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.

Kötü söz söylemezdi.

Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı.

Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.

Kendisini üç şeyden alıkoymuştu: Kimseyle çekişmez, çok konuşmaz, boş şeylerle uğraşmazdı.

Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi.

Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.

Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ne de ayıplardı. Kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.

Âdet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.

Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.

Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse, o da güler; bir şeye hayret ederlerse, o da onlara uyarak hayret ederdi.

Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi.

Her zaman ağırbaşlıydı.

Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.

Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.

Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü; Ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir, vakar ve sükûnetle rahatça yürürdü.

Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti: “Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi ol!”

Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir hâletle dururdu.

Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilemezdi. Yemek seçmez, önüne ne konulursa yerdi.

Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.

Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.

Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi: “İlâhî, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.”

Sıradan değildi; ama sıradan insanlar gibi yaşadı.

Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?

Aslında böyle bir dostumuz var; ki o, iki cihanda Efendimiz Muhammed Mustafa’dır (S.a.v).

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=974659

No Comments »

Nisan
1st 2010
Hepsiburada.com

Posted under boyraz

Hepsiburada.com’dan bir daha mal falan almam. Siparişim iki gündür kutulanıyor, nasıl bir kutuysa :) Mail atıyorum cevap yazmıyorlar, sitelerinde çağrı merkezi numarasını adeta gizlemişler 0 216 633 10 00 numaralı telefonu aradım kapattılar telefonu yüzüme. Bir daha sipariş vermem, çevremdekilere de verdirmem buradan. 50 tane site var bu iş için ve daha ucuzlar.

No Comments »

Mart
28th 2010
Türkçe ezandan Arapça ezana

Posted under boyraz

1950 yılının 16 Haziran’ı, yakın tarihimizin kırılma anlarından biridir. Türkiye, 1932 yılından beri “Tanrı uludur, Tanrı uludur” şeklinde okunan Türkçe ezanı o gün resmen bırakıp Arapça ezana dönecektir.
Gerçi yapılan yasa değişikliğinde Türkçe ezan okumak yasaklanmış değildir, sadece Arapça ezan okunması üzerindeki yasak ve ceza kaldırılmıştır, o kadar. Ancak Türkçe okumak serbest olduğu halde 16 Haziran günü ikindi ezanından bugüne kadar Türkiye’de bir tek yerde Türkçe ezan okuyan ne duyulmuş, ne de görülmüştür. Bu da gösteriyor ki, yasaklama boşunaydı. Halkın gönlünde ‘ezan’ denilince Arapça veya Adnan Menderes’in o çok ustalıklı deyişiyle, “din dili”nde okunan ezan yatıyordu.

Demokrat Parti’nin yaptığı değişiklik, halkın gönlünde mahfuz tuttuğu o asıl ezanı minarelerin şerefelerine taşımak olmuştu. Zira o gün arefeydi, ertesi gün mübarek Ramazan ayı başlayacaktı.

Bu yüzden yasanın bir an önce çıkması için milletvekilleri üzerinde ağır bir halk baskısı vardı. Hatta milletvekilleri Meclis’in bahçesinde toplanan halk tarafından adeta kuşatılmışlardı. Toplanan halka, belki de Meclis tarihinde bir ilk defa, dışarıya hoparlör uzatılarak görüşmeler dinletilmiş, konuşmalardan canı sıkılan halk, bir an önce oylamaya geçilmesi yönünde tezahürata başlamıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de heyecan had safhadaydı. Yasa hakkında konuşmak isteyenler ister Cumhuriyet Halk Partili, ister Demokrat Partili olsunlar, kendi partilileri tarafından protesto(?) ediliyorlar, söz zamanı olmadığı hatırlatılarak bir an önce oylamaya geçilmesi için sıra kapaklarına vuruluyordu. Sanırım böyle ilginç bir susturma ve ‘protesto’ yöntemi de ilk ve son kez görülüyordu.

Nihayet madde ittifakla kabul edildi, ardından Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a gönderildi. Babam Rafet Armağan’ın hatırladığı kadarıyla Celal Bayar o sırada İstanbul’da bir vapur yolculuğundadır. Yasa oylanır oylanmaz Bayar’a telsizle gönderilir. Bayar da telsizle onayladığını bildirir ve yasa yürürlüğe girer.

Şimdi iş yasanın duyurulmasına gelmiştir. Aynı gün müftülüklere bildirilen Arapça ezan yasağının kalktığına dair bilginin ardından ‘ilk ezan’ beklentisi toplumda giderek yükselmeye başlar. Vakit öğleyi geçmiştir. İkindi ezanı hahişkâr bir şekilde beklenmektedir. Hazırlıklar yapılır. Yine babamın anlattığına göre, o saatlerde Urfa’da esnaf kendine göre kutlama hazırlıkları bile yapmıştır. Bayrak, süs gibi şeyler asılmıştır çarşıya. Belki de ilk kez vakit girse de bir an önce ezana kavuşsak diye sancılanmaktadır insanlar. Ezan için sancılanmaktadırlar ki, bu çok önemli bir duygudur.

Nihayet vakit girmiş, ezan beklenir olmuştur. Urfa’da o zamanlar müezzinler âmâlardan seçilirmiş. Hasan Padişah Camii’nin müezzinini -ezan şimdiki gibi aşağıdan hoparlörle okunmamaktadır henüz- minareye çıkartırlar. İlk “Allahu Ekber” sesine kulak kabartılmıştır. Pür dikkat… Beklenmektedir…

Bir, üç, beş, derken dakikalar geçer ama ezan sesi gelmez bir türlü. Müezzini görürler şerefede ya, nedense okumamaktadır. Seslenirler kendisine; cevap alamazlar. Bunun üzerine ‘Git bak bakalım’ diye bir genci gönderirler şerefeye. Genç birazdan soluk soluğa iner aşağıya. Hep birlikte merakla sorarlar: “Neden okumuyor müezzin?” Genç cevap verir: “Ağlıyor da ondan!” Âmâ müezzin ağlamaktan okuyamamaktadır.

Türkiye’nin muhtelif bölgelerinde böyle pek çok duygulu sahne yaşanmıştır o 16 Haziran günü. Bursa’da bir camide o gün ikindi ezanının tam 7 defa okunduğunu öğrendim. Halk bir türlü doyamamıştır ezan-ı Muhammedî’ye. Umumi arzu üzerine müezzinler defalarca okumuş, okumuşlardır.

Bu müthiş sahneyi en güzel anlatanlardan birisi, rahmetli Yaşar Tunagür hocadır. Tunagür hoca, o gün Sultanahmet Camii imamı bestekâr Sadettin Kaynak’ın 16 şerefeye (kendisi 14 olarak hatırlıyor) 16 güzel sesli müezzin bulup çıkarttığını ve kendisinin aşağıda beklediğini, işaret verilmesi üzerine müezzinlerin sırayla (birinin bırakıp öbürünün okumaya başlaması şeklinde) ezanı tam yarım saatte okuduklarını, camiye toplanmış olan cemaatin dışarıya çıkıp ezanı ağlaya ağlaya dinlediğini, diğer camilerden yükselen ezan sesleriyle o saat, İstanbul’un ufuklarının dalga dalga ezan-ı Muhammedi ile çalkalandığını gayet etkileyici bir üslupla şöyle anlatmaktadır:

“[Sultanahmet Camii’ndeki müezzinler] ‘Allahu Ekber, Allahu Ekber’ diye haykırınca Beyazıt, Süleymaniye, Fatih derken İstanbul bir anda ezan sesleriyle dalgalandı. Aynı makamda biri bırakıyor, öbürü başlıyor. Herkes heyecandan tir tir titriyor, pür dikkat gözü şerefelerde ezanı dinliyorlardı. Beyazıt, Sultanahmet ve Yenicami üçgeninden yükselen ‘Allahu Ekber’ sedasıyla ve bu arada etraftaki küçük cami ve mescitlerden yükselen ezan sesleri ile millet hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kimse camiye girmek istemiyordu. Yarım saat süren ezanı iliklerine kadar gözyaşları içinde duymak, yudumlamak istiyorlardı. Ezanlar bitene kadar millet avluda oturdu kaldı, adeta bir şaşkınlık içindeydiler.”

1954′te Erzurumlu bir şoförle konuşan Hürriyet Gazetesi Ankara Şefi Emin Karakuş, şu anlamlı cevabı aldığını yazmaktadır:

“Değil mi ki bu parti bize ‘Allahu Ekber’ dedirtmiş, minarelerimizde bunu bize duyurmuştur, bu bize yeter. Bunun dışında DP ne yaparsa yapsın, hiçbir değeri yoktur. Bizi dinimize kavuşturan bu parti olmuştur. Şimdi kimseden çekinmeden ‘çok şükür Müslüman’ım’ diyebiliyorum.”

1 Comment »

Mart
22nd 2010
Oracle Date Funtion To_dateww

Posted under boyraz

Oracle da to_char(tarih,’ww’) Yılın kaçıncı haftası olduğunu döner. Haftanın ise hangi tarihe karşılık geldiği yoktu oracle’da artık var :)

create or replace function to_dateww(p_date varchar2) return date is
v_date date;
–to_date format yyyy-iw, yyyy-ww
begin
SELECT TRUNC(DECODE(ww, 53, TO_DATE(yy || ‘3112′, ‘yyyyddmm’), TO_DATE(yy || ‘-’ || TO_CHAR(ww * 7), ‘yyyy-ddd’)), ‘d’) into v_date
FROM (SELECT SUBSTR(p_date, 1, 4) yy, TO_NUMBER(SUBSTR(p_date, 6)) ww
FROM DUAL);
return v_date+1;
exception when others then
return sysdate;
end;

No Comments »

Aralık
6th 2008
İyi Bayramlar

Posted under boyraz

Herkesin Kurban Bayramını kutlar, sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim.

1 Comment »

Eylül
26th 2008
Kadir Geceniz Mübarek Ola

Posted under boyraz

Ya Rab; sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri afffet

1 Comment »

Eylül
1st 2008
Hayırlı Ramazanlar

Posted under boyraz

Allaha şükürler olsun Ramazan ayına kavuştuk ve bugün ilk günü olmasına rağmen hiç sıkıntı çekmedim. Bu yıl sebebini bilmediğim ayrı bir heyecan var içimde. İnşallah herkes Ramazanı layıkıyla geçirir ve Allahım tüm ibadetlerimizi kabul eder. Allah emanet olun kardeşlerim.

3 Comments »

Temmuz
27th 2008
İmzalı Fenerbahçe Forması

Posted under boyraz

İmzalı Fenerbahçe Forması Satışa sunulmuştur

Kadir’e imzalı forma sözüm vardı. İmzalatmışken 2 tane alayım demiştim. Şimdi birini gittigidiyor’da satışa sundum. Alan olur mu bilmem ama almasalarda yıldızların imzalarıyla dolu bir forma hatıra olarak bende kalacak. Bu sene çıkan beyaz forma çok hoşuma gitti. Fırsat bulduğumda alacağım ve antremana girebilirsem onu da imzalatacağım inşallah.

6 Comments »

Temmuz
6th 2008
Çeşme

Posted under boyraz

Geçen hafta seminerler için Çeşme’ye gittim. Organizasyon Altınyunus’ta idi, bu sene tatil için ne yapsam derken buranın olması büyük şanstı doğrusu. Ancak otel hayal kırıklığı idi, hizmet yönünden Antalya’daki otellerle hiç alakası yok. Fakat bir hafta işyerinden uzaklaşmak, havuz, sauna, deniz ve yemek hazırlamak için üşenen birisi için hazır yemekler çok iyi geldi. Son gün tekne turuna çıktım, eşek adası, mavi koy ve kara adaya gittim, deniz buz gibi ve temizdi. Çeşmeye gidecekler için tavsiyelere gelince, ben çok sevmedim peşinen söyleyim :) Uçak İzmir’e kadar var ve daha otobüsle çeşmeye geçebilirsiniz. Tekne turuna katılın, minibüsle Ilıca ve Alaçatı’ya gidip rüzgarın tadını çıkarın.

2 Comments »

Temmuz
4th 2008
Yasmin Levy

Posted under boyraz

Dün yeni bir ses keşfettim ve bu kadar geç keşfettiğim için üzüldüm. Sesin sahibi Yasmin Levy isminde bir ispanyol. Babası İzmir doğumlu bir yahudi. Bir kaç şarkısını dinledim ve mest oldum. Çok dertli söylüyor ve sözleri de güzel. Fırsatınız olduğunda bulup dinleyim derim arkadaşlar.
Bu şarkılardan başlayın.

nací en alamo
la alegria
keter
me voy
nani nani
madre, si hesto hazina

3 Comments »

Haziran
28th 2008
Deniz Yıldızı

Posted under boyraz

Deniz Yıldızı
Sezen Aksu’nun yeni albümü Deniz Yıldızı’nı Kadir gönderdi sağolsun. İki gündür dinliyorum, klasik Sezen tadı yok, tarzı biraz daha farklı ama Sezen Sezendir. İzmir’in Kızları şarkısını ilk dinlediğimde sevmiştim, diğer şarkılarını da bir kaç kez dinleyince sevdim. Albümde yer alan “Memet” şarkısını şehitlerimiz, “Güvercin” şarkısını da Ermeni gazeteci Hrant Dink için yazmış. Radikal yazarı Yıldırım Türker’in yazdığı “Kırık Vals” ve “Sor Beni” dışındaki albümdeki tüm şarkı sözleri Sezen Aksu’ya ait. “Deniz Yıldızı” ise, Aksu’nun yeni doğan yeğenine armağanı imiş. Onno Tunç’un kardeşi Arto Tunç Boyaciyan’ın prodüktörlüğünü üstlendiği albümdeki bazı şarkılarda Ermeni Donanma Bandosu eşlik etmiş.

Albümdeki şarkılar ve bestecileri şu şekilde:
1. Deniz Yıldızı Söz: Sezen Aksu Beste: Arto Tunçboyaçiyan
2. Yol Arkadaşım Söz & Müzik: Sezen Aksu
3. On Ay Beste: Onno Tunç
4. Hala Haber Bekliyorum Senden Söz: Sezen Aksu Beste: Arto Tunçboyaçiyan
5. Kırık Vals Söz: Yıldırım Türker Beste: Arto Tunçboyaçiyan
6. Güvercin Söz & Müzik: Sezen Aksu
7. Roman Söz & Müzik: Sezen Aksu
8. İzmir’in Kızları Söz & Müzik: Sezen Aksu
9. Kutlama Söz: Sezen Aksu Beste: Arto Tunçboyaçiyan
10. Sor Beni Söz: Yıldırım Türker Beste: Arto Tunçboyaçiyan
11. Memet Söz & Müzik: Sezen Aksu
12. Tanrı’nın Gözyaşları Söz & Müzik: Sezen Aksu
13. Menajer Söz: Sezen Aksu, Arto Tunçboyaçiyan Beste: Arto Tunçboyaçiyan
14. Beşik Söz & Müzik: Sezen Aksu

4 Comments »

Haziran
5th 2008
Yelkenli Eğitimi

Posted under boyraz

yelkenli.JPG
Hafta sonu yelkenli eğitimine katıldım şirketteki arkadaşlarla, kolay ve zevkli bir şey yelkenli kullanmak. Her ne kadar terimlerine alışamasak ta zamazingoyu uzat, zamazingoyu aç falan diyerek anlaştık. İlk öğrendiğimiz iskele sol, sancak sağ demekmiş. Ne gerek varsa sağ sol neye yetmiyor :) İnşallah ileride bir gün tekne alırım da hep beraber çıkarız. Ama pahalı bir zevk ve yaşam tarzı o şekilde olmayan insanlar için zor bence. En iyi tekne arkadaşın teknesi imiş bunu öğrendim.

6 Comments »

Nisan
1st 2008
1 Nisan

Posted under boyraz

adem.gif

3 Comments »

Mart
26th 2008
Zaman su misali

Posted under boyraz

Acıbadem’de çalışmaya başlayalı bugün tam bir yıl oldu, zaman nasıl geçti bilmiyorum. Hep bir koşuşturma içinde yaşayıp duruyoruz, belki de gençliğin verdiği hırsla sadece odaklanmamız gerektiğini düşündüğümüz şeylere zaman ayırıyoruz ve ömrümüzden günler su gibi akıp gidiyor. Çok şükür (Elhamdulillah Mustafa abi kafamıza işlediği için yazdım :) ) her şey de yolunda. Allah sağlıklı uzun ömürler versin tüm dostlarıma. Ölüm gelmeden inşallah herkes doğru yolu bulur, doğru yolda olanlarıda yollarından ayırmaz.
Selamlar.

3 Comments »

Mart
18th 2008
Ey Hitler geldiysen 3 defa vur

Posted under boyraz

Dilipak’ın bugünkü yazısı çok hoşuma gitti ve sizinle paylaşmak istedim.

Bu bir savcı. Öyle bir iddianame hazırladı ki, evlere şenlik.. Dünyadan öyle tepkiler alıyoruz ki, kimi akıl dışı değil, akılsızlık örneği diye yorumluyor. Kimi çılgınca buluyor.

Devletimiz de, yargı da küçük düşürüldü.
Ortaya koyduğu delillerin çoğu komik. Akıl dışı, hiçbir hukuki değeri olmayan şeyler..

Türkiye bu kadarını haketmiyor..

Biri Atatürk’e rahmetli demiş de, bunu diyen kişi Meclis Başkanı tarafından danışmanlığa getirilmiş de, bir partinin kapatılma davasının iddianamesinde bunlar yazılıyor..

Kaldı ki; o kitap daha piyasaya çıkmadan müsadere edilmiş… Olayın üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş. Davanın konusu da farklı, Atatürk’e değil Cumhurbaşkanı’na hakaret.

Bir adam, bir hukuk adamı, resmi ideolojiye aykırılığı değil, iddianın gerçek olup olmadığını sorgular.. Resmi ideoloji diye üretilen tarih yalansa, bir aydın buna karşı çıkıyorsa, bu bir hak ve görev değil mi?
Bu kişi mahkum olmuş mu, personel yasası yok mu bu ülkede, memur olmasına mani bir hal var mı, varsa niye gereği yapılmadı? Suç yoksa suçlu nasıl olur? Bir kişi bir göreve getirildi diye, yasamanın başındaki kişinin bağlı olduğu parti nasıl kapatılabilir.

Kaldı ki, Meclis Başkanı bağımsız olur. O işi yapan kişi Meclis Başkanı olduğuna göre ve parti sıfatlarından soyunduğuna göre, Meclis’i kapatın siz.. O da yetmez, “Beyaz Türkler” bu ülkede kaybolur gidersiniz, zulmedecek ahali lazım birilerine, en iyisi milleti kapatın; yeni bir millet ithal edin..

Gerçekten de genç sivillerin dedikleri gibi bu iddianameden sonra cumhuriyet hiç bu kadar tehdit altına girmedi.
Bu iddianame, AK Parti’yi suçlamak için yetmez, ama bir zihniyeti ve bizzat savcının kendisini görevden almak, mahkum etmek için yeter.
Savcı bu iddianamesi ile Türkiye’yi dünyanın gözünde küçük düşürdü. Türkiye’ye zarar verdi. Mahkemelerin adına karar verdikleri Milleti dilhun etti. Devletin anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temelleri ile çelişen, toplumun, inanç, tarih, kültür ve geleneklerini aşağılayarak suç işledi.
Bu iddianame suç belgesidir.. İslam’a ve Müslümanlara saygısızlık içeriyor. Gelenek ve tarih aşağılanıyor. Hukukun temel ilkeleri, devletin, anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temeli aşağılanıyor.. Onun için bu iddianame derhal hukuka saygı, millete saygı ve cumhuriyeti yüceltme adına reddedilmelidir..

Savcı Atatürk’e “Rahmetli” demeyi suç kabul etmiş. Bunu bir aşağılama ve suçlama kabul ediyor.

Önce adını değiştir bay Abdurrahman. (Hani “Abdurrahman bey” diyeceğim, devrim yasalarına göre suç olacak, onun için ona onun istediği gibi söylemeliyim) Madem rahmetli demeyi, aşağılama sayıyorsunuz, size “Allah sana acımasın” mı demeliyim o zaman?.. Be adam; her Müslüman, her ölüsünün ardından “Allah rahmet etsin”, “Rahmetullahi aleyh” der. Cenaze namazı bunun içindir.. Rahmet ve Rahman aynı kökten gelir. Ve Allah (cc) adına gönderme yapar. Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Başındaki “Abd’da “A.B.D” değil, kulluğu ifade eder, Cumhuriyetin savcısı “Allah’ın kul”u ise, nasıl laiklikten söz edebilirsiniz. Bay Abdurrahmanı Yargıtay Başsavcısı yapan Yargıtay’ı da kapatmak gerek, bu iddianamenin mantığı ile hareket edecek olursak..

Savcı şeriatı da, laikliği de bilmiyor. Mesela sorsanız; Fransa’nın, Strasbourg’un da içinde bulunduğu Alsas Loren bölgesinin laiklik uygulamasının dışında olduğunu bile bilmez herhalde.. Dini devlete sokmaktan söz ediyor etmesine de, “Hilafetin mana ve mefhum olarak Büyük Millet Meclisi’nin şahsı manevisinin içinde mündemiç olması” konusunda akıl yürütmeyecektir..

Laik bir devlette, Diyanet’in, devletin bir birimi olması, dini vakıfların laik devletin denetiminde olması, ya da “Hacı” kelimesi demek dahi suçken, laik bir devletin bir kurumunun nasıl olup da Hac yönetmeliği yayınladığı konusunda söyleyecek bir sözü yoktur. Sahi neden bunları iddianamesine eklemedi acaba? “Şık olmaz” diye herhalde..

Türkiye teknik anlamda laik bir ülke değil.. Ya resmi ideolojisini dinleştiren bir teokrasi, ya da dini kontrolü altında tutan Bizantinist bir yapıdır.. İsterseniz bakın TDK 46 sözlüğüne: Türkün dini Kemalizmdir.. Ya hu Türk ulusçuluğunun temelinde “din”; “din-i Mübini islam” yok mu? Bakın Lozan’a. Müslüman unsurlar Türk sayılmış, ancak gayrimüslim topluluklar azınlık sayılmıştır.. Başsavcının gücü yetiyorsa, Hilafet fonundan İş Bankası’na aktarılan parayı kullanan CHP’nin bu fonu yönetmesine karşı çıksın. Vakti varsa ilk Meclis’in açılışındaki dua sahnesinde arkada dalgalanan kelime-i tevhid bayrağına baksın, ilk Meclis’in açılış töreni ile ilgili gündemi bir incelesin.. Kurtuluş Savaşına anlam veren imanı, ruhu, gayeyi görsün ve iddianameyi alıp bir daha düşünsün.. Bu iddianame kimin iddiası o zaman görecektir..

Başsavcı laikliğin objesinin din ve devlet olduğunu sanıyor. Kilise ile devlet arasındaki paylaşım, işbirliği, çatışmama ilkesi olduğunun farkında değil. Laikliğin kaynağının İncil olduğunu, yani Katolik geleneğin dini bir yorumu olduğunun da farkında değil. Yani bilgi ve mantık seviyesi açısından da ilmi, hukuki ve felsefi bir değer içermiyor.. Başsavcı, kilisenin egemen bir devlet olduğunun ve kilise topraklarının, Vatikanın mülkü sayıldığının ve batıda eğitim, sağlık, finans sektöründe, media sektöründe kilisenin gücünün farkında değil gibi sanki..

Allah (cc) böyle savcıyı dünyada hiçbir millete vermesin.. Bizim çektiklerimiz, katlanmak zorunda bırakıldığımız acı gerçekler, onların bize bakarak tedbir almaları açısından başka milletler için bir ders ve baht kaynağı olsun. Herhalde bu savcı Avrupa’da olsa Avrupa’da Hıristiyan Demokrat Parti bırakmazdı! Ne mutlu Avrupalılara ki, orada böyle savcılar yok!

Bu iddianamenin reddinden önce savcının derhal görevden alınması fikri bana yabancı değil ve tabii, derhal bu iddianamesi suç belgesi olarak sunulup hakkında dava açılması gerekir..

Şemdinli savcısını görevden alanlara duyurulur!

Dün bir vatandaş Başsavcı hakkında “İstihza, alay, aşağılama, korkutma, görevi kötüye kullanma, vatandaşlık hakkının ihlali vs.” gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu..

Bu iddianameye konu olan söz ve fiiler dolayısı ile Türkiye dünyada küçük düşmedi, ama bu iddianame ile Türkiye dünyanın gözünde küçük düşürüldü.

Arınç’a göre dava kin ve garez ürünü.
“Savcı, kendini komik duruma düşürdü” diyor, Ria Ruijten-Oomen (AP Türkiye Raportörü) ve ekliyor: “Bu, tamamıyla delilik. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. İnanamıyorum. Hayatımda bir devlet savcısının yapmak istediklerini icra etmek için siyaseti kullandığına şahitlik etmedim. (…) Savcılar, bu tür davalarla kendilerini komik duruma düşürüyor. Graham Watson (AP’nin Liberal Demokrat Parti Başkanı): “Çok tuhaf bir hadise” diyor. Hannes Swoboda (AP üyesi, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı): “Şoke oldum, bu delilik” diyor.. Jan Marinus Wiersma (AP üyesi, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı): “Türk yargısının tarafsız olmadığının göstergesi Siyasi hayatımda böyle bir şey görmedim. Bu, tamamıyla bir savcının siyasi bir müdahalesi. Avrupa için çok rahatsız edici bir haber ve çok tuhaf. (…) Başörtüsü konusu da bir sebep olamaz, zira bu yasağı MHP ile birlikte kaldırdılar. Bu olay Türk adaletinin hâlâ tarafsız olmadığını gösteriyor” diyor. Cem Özdemir’in (AP üyesi) tepkisi de %80’i sanık yapan savcıya anlamlı bir cevap: “Devlet, kendisine başka bir halk seçsin.” “Bu dava Türkiye’nin yüzde 50’sine ‘siz bu ülkenin bir parçası değilsiniz’ mesajı vermektir. (…) Türkiye, maalesef bir partiler mezarlığı” diye sürdürüyor açıklamalarını. Joost Lagendijk (AP üyesi-Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı) ise “Türkiye’nin, 21. yüzyıla uygun hakim ve savcılara ihtiyacı var. Şok içerisindeyim. Böyle bir davayı ciddiye almakta zorlanıyorum. Bir hakim nasıl böyle bir sonuca ulaşabilir, anlayabilmiş değilim. Bu 21. yüzyıla uyum sağlayamayan eski bir zihniyeti temsil ediyor. Bu her halükarda Türkiye için kötü haber. Türkiye’nin Avrupa’daki imajına darbe vuracak. Umuyorum ki, hakim hemen reddedecek davayı” diyor..

Bu dava kabul edilirse, savcıların halkın %80 için de dava açması gerek.. Camiler yetmez, okulları da, spor salonlarını da hapishane yapın.. Temerküz kampları kurun! Ey Hitler geldinse 3 kez vur!
Başardınız, “Rahman olan Allah’ın kulu!”

Kutlarım sizi, eğer maksadınız bu idi ise, değilse, özür dileyin, iddianamenizi geri çekin ve istifa edin!

Selâm ve dua ile..

2 Comments »

Ocak
10th 2008
Tembellik

Posted under boyraz

Bugünlerde acayip tembel olduğumu farkettim, iş yerinde yoğunluktan dolayı çalışmak zorundayım ama zihnim orada bile tembellik yapıyor. Akşamları ise dinlenmek adı altında uzanıp film seyretmekten başka bir şey yapmıyorum, yattıktan sonra kalkmamak için meyve, su gibi ihtiyaçlarımı yakınıma koyup yatıyorum. Hatta filmleri beynimi yormayacak kadar basit ve daha az hareketli seçmeye çalışıyorum :) ve erkenden uyumaya başladım. Geçici bir dönem olduğunu düşünüyorum, sürekli bilgisayar başında veya tv başında vakit geçirmek iğrenç yaw, belli bir süre sonra uyuşup kalıyor insan ama daha uzun süre uyumak güzel. Umarım çabuk geçer bu dönem de İngilizce çalışmaya başlarım ya da başladığım kitapları bitiririm.

6 Comments »

Aralık
17th 2007
Kurban bayramı

Posted under boyraz

Allah izin verirse Kurban Bayramı için kayseriye gideceğiz tatil arkadaşımla. Bayramda yol durumu nasıl bilmiyorum ama umarım buzlanma veya kar yağışı olmaz da rahatça gideriz. Bu arada bu yıl bayramlarda 9 günlük tatil yaşamadık ama 2008 resmi tatilerine baktım dün ve bayağı bir tatilimiz olacak.

2 Comments »

Kasım
27th 2007
Facebook

Posted under boyraz

Kısa bir süredir facebook’a üyeyim fakat yığınla arkadaşımı buldum. Liseden, askerden, mahalleden bir çok kişiye ulaştım. En çok MEBS 301. dönem yedek subay arkadaşlarımın kurduğu grubu görünce sevindim. Bizim takım komutanı falan da üye olmuş acayip geyik çevirmişler, eski günlere döndüm yeniden :) Kişisel bilgileri ele geçirme hakkındaki söylentiler falan bir tarafa genel de faydalı bence.

No Comments »

Next »